Ana içeriğe atla

uzun zaman sonra..

merhaba gece...


yağmurlarında ıslanamadığım her vaktin laneti üzerime siniyor sanki.. 

en son yazdığım tarihe bakınca, 1 hafta sonra 3 ayın dolacağını fark ettim. ve ben bu 3 aya neler neler sığdırdım. ayrılıklar, gözyaşları, vuslat, hastalıklar, umutlar, yıkılışlar, yine güçlü olmak deyimini sığdırdım.

insan demek unutan demekmiş, bilir misiniz bunun anlamını? insanoğlu acılarıyla yaşamaya devam ederse, çıldıracaktır ve bir lütuftur unutuyor olması. ben bunu iliklerine dek yaşamış birisi olarak çok iyi biliyorum. hayat deneyimlerim, hayat hikayem belki de hikayelerim demek daha doğru olur. 

öyle acılar yaşadım ki, hangi birisinden çıldırmadan iyileşeceğimi düşündüm. 
anne baba kaybı.. çok derin yaraladı ama çıldırmama neden olacak acılar olmadı. sevdiğim insanları kaybettim. hem mecazen, hem gerçekten, hem de vefat nedeniyle. çıldıracaktım demedim. ama ürpertti her defasında. yaz sıcağında bile zemheriye kesildi ruhum. 

ve cehennem; sadece dini bir anlatıdan ibaret değilmiş dedim. 
gidecek yerim yoktu, çalacak bir kapım yoktu. yalnızlık nedir? nasıl bir lanettir, öğretmişti hayat. kalkmakla ilgili değildi o vakit olayın çözümü. yeni baştan dirilmekti yapmam gereken. çünkü; bir yanımın cenazesini kaldırmıştım ve ben bir türlü iyiye, güzele inanmıyordum. kabuslarım da izin vermiyordu. 

bir gün geldi ve dedim ki; "kırgın olabilirsin, asla geçmeyecek hatta kırgınlığın dedim kendi kendime. ama adım atmayı öğrenmek zorundasın" bir anda oldu her şey.. ve sonrasında peyderpey yoklara karışmıştı ruhum. yaşarken ölmeyi öğrenmiştim ben. ama artık o kadar ölmem diyorum. umutlu olduğumdan değil ya da çok güçlü olduğumdan. ölmek kolay olanmış, ben gülümseyerek yaşamayı seçtim. sonrasında da çok sıkıntı çektim ve ağladım, yoruldum. ama güzel, çok çok güzel hikayelerde yazdım. o kadar güzel masallar yaşadım ki. benden gidenlerin yanında, gelenler de oldu. ve güzel de oldu. 

bu akşam slowly mektup uygulamasını açtığımda, epeydir bir arkadaşıma yazmadığımı fark edip, mektup yazayım ve babasının hatrını sorayım dedim. uzun uzun yazdım ve amca iyidir inşallah dedim. kısa bir cevap geldi 1 saat sonra. 
"babam vefat etti" diye.. halbuki 2 hafta evvel yoğun bakımdaydı ve iyiydi diye rahatlamış ve sormamıştım. zaten o dönemde benim de sevdiğim birisi hastaydı ve birkaç gün sonrasında huzursuz eden olaylar gelişmişti. ona karşı çaresiz kalmıştım. onu öyle üzgün görmek, elimden bir şey gelmiyor oluşu ve de uymayan parçaların beynimi yakıyor oluşu vardı.

kafamda soru işaretleri vardı, uymayan parçalar zorluyordu beni, ona bahsetsem de durduramıyordum onun korkularını. iyileşiyordu, hem de hızla ve güzelce iyileşiyordu. yahu gözümden de iyi bakıyordum. el bebek, gül bebek kısmını aşmış, ciğerime bakar gibi bakıyordum. kilo almıştı, gözlerinin altı çökmemişti, neşeliydi, öksürme ya da nefes almasında sorun yoktu. balgam yoktu. iyiye güzele ne işaret ediyorsa hepsi vardı. okuduğum makalelerin haddi hesabı yoktu. doktorlara soruyordum. zor bir süreçti benim için de. gözümün önünde ruhen eriyen birisi vardı ve ben merhem olamıyordum. vazgeçmeyi ve kendimle daha da yormamayı düşündüm. ama yarı yolda bırakmak korkak insanların işiydi. onun bir tebessümüne kıyamazken, gözlerinin içinde yaşam enerjisi yoktu. 

ve sonunda yanılmadığımı gördüm. iyiydi ve öncesine ait bir sonucun kötü şekilde söylenmesinden dolayı, kalbi ruhu yorgun düşmüştü. ama benim hislerim yanılmaz kolay kolay. kendi kendime çaresizliğin ne olduğunu hatırladım ve yalnız bırakmamanın faydalarını gördüm. 

herkese merhem olamayız. herkesin ilacı da biz olamayız. yan etkilerimizde vardır bilirim. insanız, hata yapmaya, bilmeden istemeden kırmaya meyilli varlıklarız. bile isteye kıymet verdiğinin canını yakacak kişi zaten sevmiyordur. sevmek, sadece aşktan ibaret değildir. her güzel söz, özlem cümlesi romantizm değildir. bir kuru dal olmaktan ötesidir ve siz kurumaya yüz tutan bir yaprakken tutunmaya çalıştığınız bir dal vardır. yanlış kelimeler de kurmazsınız. sadece bazı çiçeklere az su verilir, bazılarına bol su gerekir. bunun ayırdına varmak önemli olandır. 

ve mektup arkadaşımın babasının vefatını geç öğrendim. ameliyat hazırlıkları dönemini de biliyordum. ziyaretlerine gitsem mi diye düşünmedim değil. sonrasında dedim ki; hiç tanımıyorum ki. ne sıfatla ziyaretine gideceğim? 
ama ben hastanede çok fazla gözü kapıda bekleyen bir insan olmadım. yalan yok, gelen giden bekleyişim olmadı hiç. ancak, nadiren de olsa birisinin yolu düştüğünde çok çok sevindiğim de olmuştur. 

gelmeyenin bahanesi vardır, geleninse değer verdiğisindir. değişmez bu gerçek. 

gecenin sessizliğinde neler üzerine yazasım var bilseniz. özlemlere dair, susmalara dair, yüzsüzlüğe dair, gurura dair, gurursuzluğa dair. ucu bucağı yok yazmak istediklerimin. lakin, mecalim yok.

bilmediklerim var, en az bildiklerim kadar. bilmediğimden değil, bildiğimden korkarım ben. bilinmezlik çok sürprizli bir bilmecedir ama bilinen yıkar geçer. o yüzden bildiğinizin esiri oluşunuzu anlayamazsınız. 

ben 2  ay evvel neye tutunduysam, şimdi de ona tutunacağım. 2 ay evvel ne dediysem onu söyleyeceğim. denize ve gökyüzüne içimi dökeceğim. beni  en iyi kalbimi paylaştığım anlar. ben ne yaparsam yapayım, ne dersem diyeyim her şey olacağına varır. ne bir eksik, ne bir fazla. 

ve kalbimden geçenin gerçeğim olduğunu biliyorum. sadece zaman ve sabır. 

ben inanmayı çok uzun zaman evvel bırakmıştım. ben güzel olan ne varsa masal veya kitaplarda sanıyordum. ve artık biliyorum ki; doğru şekilde istediğinizde nasibiniz sizi buluyor.

ve söyleyin gökyüzüne; her şey çok güzel olacak inşallah. siz de buna inanın. ben inandım ve bir mucize yaşadım. siz de inanın.. kendi mucizenizi yaşayın..

ve benim mucizem bu şarkıyı dinlediğim gün kalbimi buldu...  şarkıyı aşağıya bırakıyorum.. keyifli dinlemeler. 

inandığımız her şey kalbimizin gerçeğidir. gerçeklerinizle mutlu olmanızı dilerim. 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uzun uzun zaman sonra uzunca bir iç döküş...

17 marttan beri yazmıyormuşum. yazmayacak kadar mı içim mutlu? yazamayacak kadar mı yoksa yoğunum? asıl önemli soru; kelimelerle aram o kadar mı açıldı? o kadar mı kendime küsüm yoksa? hepsine birçok cevabım var. ama en önemlisi kelimelerle aramı açacak kadar beynim dolu. doluluk oranını dahi anlatmak gelmiyor içimden. soruyorum kendime bazen, değişen ne hayatında? değişmeyen ne hayatında?  güzel olan yanları da mevcut, kafamı karıştıran kısmını da inkar edemem. arada veya derede kalmadım. ikilemde kalmadım. bunca ay içerisinde birçok beklemediğim olayla karşılaştım. beklemediğim olaylar, yakıştıramadığım olaylar, hayal kırıklığı oluşturan olaylar... uzayıp giden ama içimdeki fırtınaları durduramayan olaylar.  ben bir sorunun cevabını biliyorsam o soruyu sorarım. bilmeyi istediğim cevaplar ise benim ruhumu rahatlatması gereken cevaplardır. ve ben onları bulamıyorum. soru işaretinden ziyade, yakıştıramamak ve hayal kırıklığına uğramak.  kaba tabirleri sevmem aslında, naif ...

lanet...

ben uzun zamandır yalnız bir hayat sürüyorum. öyle bir yalnızlıkta değil, dolu bir yalnızlık. eskiden ise boşluktaydım. bomboş bir hayattı benimkisi. işe gidiyordum, işten geliyordum. fazlası? fazlası nefes alıyordum işte. umudum yoktu, neşem yoktu. hatta bir vakitler, gülmekten uzak, selamsız, sabahsız, asosyal bir biçimde yaşıyordum.  en çok güvenmem gereken, beni en çok koruması gereken insan zebanimdi. bakın, bu satırları okuyacağına eminim. iyi oku. ama asla bir kelime dahi yazma.  bir insan sana emanetse ona durduk yerde ya da bir kavga esnasında bile olsa hakaret edemez, küfredemezsin. insan yerine koymayarak terbiye etmeye çalışamazsın. ki, o insan senin hayatındaki en terbiye, vefa, namus sahibi insanken bir de bunu yapıyorsanız, o insan özellikle hayatının en zor zamanlarını geçirirken bunu yapıp, sonra pişkin pişkin hayata devam ediyorsanız, kusura bakmayın. sen Akasya ve Ayşegül'e teşekkür et dedim her zaman. ve aylar sonra ilk kez ummadığım anda karşımda gördüğümd...

çok mu uzun bir ara oldu ki? merhaba..

aylar sonra merhaba sevgili bloğum... bütün yazılarımı taslağa çevirdiğimi hatırlıyorum. o nasıl bir ruh haliydi onu hatırlamak istemiyorum ama.. aylar olmuş, geçen akşam sevgili dostumla telefonda konuşurken fark ettik. aslında yazmak istiyordum bu aralar. epey oldu dedim. epeydir içimden geçenleri, hayatı yazamadım. kendimi yazamadım. ama yazdım o arada... başka hayatlara dokundum. başka hayatları yazdım. ama kendi hayatıma ne dokunabildim, ne de o kendi hayatıma dair yazabildim..  mesela ne kadar yorgun olduğumu dillendirmeye kalksam, kelimelerim kifayetsiz kalır. ve cidden bu yorgunluğumun asıl sebebi hepsinden evvel beden yorgunluğu. fark ettim ki, ben uzun çok uzun zamandır dinlenemiyorum. yurt dışına çıktığım zaman bile zamanla yarışıyorum. yarıştıkça zaman kazanmıyorum da, yitip giden ömrün sayfalarına bir şeyler karalıyorum, heybeme anılar dolduruyorum. ama dönüp o anıları yad bile edemiyorum. buna bir dur deme zamanımın geldiğinin farkındayım.  lakin, değer verdiğim ...