Ana içeriğe atla

çok mu uzun bir ara oldu ki? merhaba..

aylar sonra merhaba sevgili bloğum... bütün yazılarımı taslağa çevirdiğimi hatırlıyorum. o nasıl bir ruh haliydi onu hatırlamak istemiyorum ama..


aylar olmuş, geçen akşam sevgili dostumla telefonda konuşurken fark ettik. aslında yazmak istiyordum bu aralar. epey oldu dedim. epeydir içimden geçenleri, hayatı yazamadım. kendimi yazamadım. ama yazdım o arada... başka hayatlara dokundum. başka hayatları yazdım. ama kendi hayatıma ne dokunabildim, ne de o kendi hayatıma dair yazabildim.. 


mesela ne kadar yorgun olduğumu dillendirmeye kalksam, kelimelerim kifayetsiz kalır. ve cidden bu yorgunluğumun asıl sebebi hepsinden evvel beden yorgunluğu. fark ettim ki, ben uzun çok uzun zamandır dinlenemiyorum. yurt dışına çıktığım zaman bile zamanla yarışıyorum. yarıştıkça zaman kazanmıyorum da, yitip giden ömrün sayfalarına bir şeyler karalıyorum, heybeme anılar dolduruyorum. ama dönüp o anıları yad bile edemiyorum. buna bir dur deme zamanımın geldiğinin farkındayım. 


lakin, değer verdiğim bir insanı yarı yolda bırakmak istemiyorum. hak etmiyor ama ben de kendi içimde bu denli kaybolmayı hak etmiyorum. yeter dediğim bir noktadayım. bu sözlerim elbette işim için.. 

özel hayatım için komik bir hikayem mevcut. acayip komik ama benim bunu buraya yazmaya niyetim yok. komik olan benim gözlerimle hayata bakışım, kalbimle görüşüm.. 


neler sığdı bu kaç ayıma? giden o kadar insan oldu ki? mesela dost bildiğim birisini uğurladım hayatımdan.. acıttı canımı. kırdı kalbimi.. kıramadım ama yine de kalbini.. hatırına sustum diye bir şarkısı vardı ya Nazan ablanın.. o geldi şimdi aklıma. neyse.. 

ve çok çok sevdiğim bir büyüğüm vefat etti. onu da uğurladım ama mecazen değil maalesef.. mecazen olsaydı keşke.. en azından yine görme, duyma, iyi olduğunu bilme şansım vardı dedim.. yattığı yer incitmesin... 


çocuklar gibi şenlendim bir gün, veda etmeyi hatırladım bir gün, bir gün liseli oldum.. ben bu araya pek çok şey sığdırdım.. heyecanlar, neşeler, kaybedişler..

uyuyan bir şeyler vardı içimde, uyandı bir gün..  gel gitler yaşamadım değil, yaşadım. kabul ediyorum, terazi olmanın dayanılmaz hafifliğini iliklerime dek yaşadım. dengesizlik olarak algıladınız değil mi? hayır, o şekilde yaşamadım. adalet duygum ağır geldi uzun çok uzun zaman. ve sonra fark ettim ki, boşuna çabalar, boşuna adil olma gayretim nedeni ile kaybediyorum. zaman hızla geçiyor ve ben bir tabutun içerisine girip, kendi cesedimi kefenle daha da sarmalıyorum.. tabutuma sizin de anlayacağınız üzere bir çivi daha çakıyordum.. ve sonunda vazgeçtim..

kalbimi özgür bırakmayı, ruhumu özgür bırakmayı seçtim.. siz buna ne derseniz deyin. ben buna hoş geldin sonbaharım diyeceğim günü bekleyeceğim... 


ve aralara neler sığdırdım demiştim? 


bir konser sığdırdım dersem? konser mi dedim? HAYIR.. yapılacak 100 şey listemden bir sıraya daha bir çizik attım.. kraliçemi dünya gözüyle gördüm. ve ilk giriş parçası annemin en sevdiği şarkısıydı.. ağlaya ağlaya ama mutlu bir şekilde eşlik ettim.. sadece o şarkıya eşlik ettiğimi düşünmediniz umarım?

ben tüm konser boyunca kraliçeme eşlik ettim. hep derim ve diyeceğim #çareYıldızTilbe çok kalp bırakıyorum buraya.. ben onunla ilk aşk acımı çekmişim, ilk onunla aşkımı ilan etmişim.. ben onunla sevmişim, onunla terk etmişim.. benim için #çareYıldızTilbe.. sözün özü..


pandemi koşulları sonrası ilk kez bu yaz sinemaya gittim.. tek başıma gittim. film güzel ötesiydi. harikaydı. sevdiğim tek 1976 lıydı :) Dr. Strange filmine gitmiştim. Marvel evreni filmleri her zaman harikadır bana göre. 

sonra uzun uzun uzun zaman sonra langırt oynadım :) epey keyifliydi o gece bana göre. saçma sapan bir filme gitsem de, güzel bir geceydi.. 

ve yapılacak 100 şey listemde bir de Shakespeare oyununa gitmek vardı. ve Darulbedayi sahnesinde seyredebildiğimiz kadar seyrettik Sultan'la yine :) ama harika bir anıydı. gök gürültülü sağanak yağış altında 45 dakika seyredebildik. hahahaha harika bir gündü. bir de gidiş maceramız ayrı bir olaydı..


ve bu sene doğum günümden bir gün önce bir anda karar verdim. doğum günümde neden yalnız olayım dedim? herkes sevdikleriyle birlikte, ailesiyle, sevgilisiyle.. ben neden ailemle, çocukluk aşkımla olmayayım dedim ve GALATASARAY maçına gitmeye karar verdim :)


o kadar özlemişim ki, kelimelerim işte burada kifayetsiz kalıyor.. o havayı, o sesi, o kokuyu..  boşuna çocukken sana aşık olmamışım dedim.. en yalnız anımda bile o kadar kalabalık hissettim ki kendimi seninle ve seni sevenlerle.. işte bu yüzden GALATASARAY sevgimi kimse sorgulamasın :)

daha yazarım da, çaysızlık bir mutsuzluk sebebi.. ve de Kore dizisi seyretmek istiyorum. 


ve Güney Kore'm de ciddi bir facia olmuş dün gece :/ 158 insan hayatını kaybetmiş.. acılarını paylaşıyorum.. gamsız, hadsiz ve densiz laf edenlerle dolu sosyal medyamız.. o nedenle ben buradan paylaşıyorum sadece acımı... 


birisi bana sen sarışın mavi gözlülere değil, sadece Kore'lilere aşık olursun demişti ama neyse :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uzun uzun zaman sonra uzunca bir iç döküş...

17 marttan beri yazmıyormuşum. yazmayacak kadar mı içim mutlu? yazamayacak kadar mı yoksa yoğunum? asıl önemli soru; kelimelerle aram o kadar mı açıldı? o kadar mı kendime küsüm yoksa? hepsine birçok cevabım var. ama en önemlisi kelimelerle aramı açacak kadar beynim dolu. doluluk oranını dahi anlatmak gelmiyor içimden. soruyorum kendime bazen, değişen ne hayatında? değişmeyen ne hayatında?  güzel olan yanları da mevcut, kafamı karıştıran kısmını da inkar edemem. arada veya derede kalmadım. ikilemde kalmadım. bunca ay içerisinde birçok beklemediğim olayla karşılaştım. beklemediğim olaylar, yakıştıramadığım olaylar, hayal kırıklığı oluşturan olaylar... uzayıp giden ama içimdeki fırtınaları durduramayan olaylar.  ben bir sorunun cevabını biliyorsam o soruyu sorarım. bilmeyi istediğim cevaplar ise benim ruhumu rahatlatması gereken cevaplardır. ve ben onları bulamıyorum. soru işaretinden ziyade, yakıştıramamak ve hayal kırıklığına uğramak.  kaba tabirleri sevmem aslında, naif ...

sorular, cevaplar, yokluğa karışmak..

sizce günü kurtarmak ve hayatı akışına bırakmak ne demek? ne anlama geliyor? aymazlık? boş vermişlik?  soruları soran kalbiniz değil de, karşınızda değer verdiğiniz birisinin tavrıysa, cevaplar bulanıktır her zaman. çünkü; kimse kimsenin gözüyle bakmaz gökyüzüne.. kimi güneşi görünce mutlu olurken, kimisi de yağmurlarla birlikte özgürlüğü hisseder. dediğim gibi, günü kurtaran insanın bir yarını var mıdır? hayatı akışına bırakınca her şey daha mı sorunsuz olur? beklenti? bekleyiş? umutsuzluk? hoyratça huzuru harcamak nedir peki? neyin nesidir ya da?  aslında her zaman inanarak söylediğim bir deyiş vardır. Nietzsche der ya; "ümit kötülüklerin en fenasıdır. çünkü işkenceyi uzatır."  bu aforizmaya katılan var mı aranızda? ben yine en önden parmağını hızla kaldıran o öğrenci olacağım. yanılıyor bile olsam, değişmeyecek fikrim. ama ama ama; işte burada koca bir ama var.  bizi ayakta tutan da o umut değil mi? her sabah rutinimizi bile buna göre ayarlarız. alarmı 5 dakika da...

uzun zaman sonra..

merhaba gece... yağmurlarında ıslanamadığım her vaktin laneti üzerime siniyor sanki..  en son yazdığım tarihe bakınca, 1 hafta sonra 3 ayın dolacağını fark ettim. ve ben bu 3 aya neler neler sığdırdım. ayrılıklar, gözyaşları, vuslat, hastalıklar, umutlar, yıkılışlar, yine güçlü olmak deyimini sığdırdım. insan demek unutan demekmiş, bilir misiniz bunun anlamını? insanoğlu acılarıyla yaşamaya devam ederse, çıldıracaktır ve bir lütuftur unutuyor olması. ben bunu iliklerine dek yaşamış birisi olarak çok iyi biliyorum. hayat deneyimlerim, hayat hikayem belki de hikayelerim demek daha doğru olur.  öyle acılar yaşadım ki, hangi birisinden çıldırmadan iyileşeceğimi düşündüm.  anne baba kaybı.. çok derin yaraladı ama çıldırmama neden olacak acılar olmadı. sevdiğim insanları kaybettim. hem mecazen, hem gerçekten, hem de vefat nedeniyle. çıldıracaktım demedim. ama ürpertti her defasında. yaz sıcağında bile zemheriye kesildi ruhum.  ve cehennem; sadece dini bir anlatıdan ibaret ...