Ana içeriğe atla

lanet...

ben uzun zamandır yalnız bir hayat sürüyorum. öyle bir yalnızlıkta değil, dolu bir yalnızlık. eskiden ise boşluktaydım. bomboş bir hayattı benimkisi. işe gidiyordum, işten geliyordum. fazlası? fazlası nefes alıyordum işte. umudum yoktu, neşem yoktu. hatta bir vakitler, gülmekten uzak, selamsız, sabahsız, asosyal bir biçimde yaşıyordum. 

en çok güvenmem gereken, beni en çok koruması gereken insan zebanimdi. bakın, bu satırları okuyacağına eminim. iyi oku. ama asla bir kelime dahi yazma. 
bir insan sana emanetse ona durduk yerde ya da bir kavga esnasında bile olsa hakaret edemez, küfredemezsin. insan yerine koymayarak terbiye etmeye çalışamazsın. ki, o insan senin hayatındaki en terbiye, vefa, namus sahibi insanken bir de bunu yapıyorsanız, o insan özellikle hayatının en zor zamanlarını geçirirken bunu yapıp, sonra pişkin pişkin hayata devam ediyorsanız, kusura bakmayın.

sen Akasya ve Ayşegül'e teşekkür et dedim her zaman. ve aylar sonra ilk kez ummadığım anda karşımda gördüğümde, ellerim ayaklarım titredi. ne büyük travma bırakmışsın sen bana biliyor musun? ben bile fark etmemişim. aslında farkındaydım ama seni görünce nefesimin kesildiğini fark ettim ve bir şey derse çığlık atarım diye  korktum. bir insanın ruhuna nasıl tecavüz edilir, narsist karakteri ile nasıl gömmeye çalışılır? ve ben 11 ay boyunca varlığına şükredip, yokluğuna da teşekkür ettiğim sayesinde senin yaralarını sarmaya çalışmışım. kendi mi güvende hissetme sebebime teşekkür ederim. duymasa bile. 

seni gördükten sonra, mahalleme döndüm ve artık nefes almakta zorlandığım için oturup bir çay içeyim dedim. ve kendimi tutamadım. sinirlerim boşalmış şekilde 20 dakikaya yakın ağladım. durduramadım gözlerimden akan yaşları. bu beni son ağlatışındı. bu seninle son karşılaşmamız mı olur bilemem. bu seninle dilerim son karşılaşmamız olur. dedim ya, Akasya ve Ayşegül'e teşekkür et. küfür ettiğini duyuyorum. senin karakterin sadece küfürden, karakter zayıflığından oluşmuş. yazıklar olsun mu diyorsun?

yaşam enerjimi çalanlara yardım ettiğin için teşekkür ederim mesela. ama sana inat ayakta duracağımı söylemiştim. güçlü olduğumu bile bile beni çaresiz sanmana hep şaşırıyordum. benimkisi vefa borcuydu ama sen bunu bile anlamaktan uzak, kırmayı, bağırmayı, aşağılamayı hak saymıştın kendine.

aslan burcu erkekleri pişmanlıktır. sen de oku bu cümleyi. şahsiyeti olmayan narsist ve zayıf karakterli, başkasının hayat enerjisini sömürerek ayakta kalan tuhaf varlıklarsınız. sizin gibilere başka bir şey deniyor ama ben her şeyi her yerde söylememe taraftarıyım. 

ama sana tüketilen her nefes ziyandır. seni tanıdığı güne lanet etmeyi bile ziyandan saymak düşer payıma. 

kalbinde azıcık adalet duygusu varsa, ben o kadına hayatı zehrettim, iflah olmazsam diye korkarak yaşarsın. ama sakın bana yazmaya, aramaya, ulaşmaya kalkma. bu defa hakkında şikayetçi olacağım. zira, bir kereden çok ödedim vefa borcumu. ödenmiş borcun üzerine minnet etmem kimseye. 

kimsenin hayatını yakma, kimsenin gözlerindeki ışıltıyı çalma. hayat bir gündür, o da bu gündür. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

uzun uzun zaman sonra uzunca bir iç döküş...

17 marttan beri yazmıyormuşum. yazmayacak kadar mı içim mutlu? yazamayacak kadar mı yoksa yoğunum? asıl önemli soru; kelimelerle aram o kadar mı açıldı? o kadar mı kendime küsüm yoksa? hepsine birçok cevabım var. ama en önemlisi kelimelerle aramı açacak kadar beynim dolu. doluluk oranını dahi anlatmak gelmiyor içimden. soruyorum kendime bazen, değişen ne hayatında? değişmeyen ne hayatında?  güzel olan yanları da mevcut, kafamı karıştıran kısmını da inkar edemem. arada veya derede kalmadım. ikilemde kalmadım. bunca ay içerisinde birçok beklemediğim olayla karşılaştım. beklemediğim olaylar, yakıştıramadığım olaylar, hayal kırıklığı oluşturan olaylar... uzayıp giden ama içimdeki fırtınaları durduramayan olaylar.  ben bir sorunun cevabını biliyorsam o soruyu sorarım. bilmeyi istediğim cevaplar ise benim ruhumu rahatlatması gereken cevaplardır. ve ben onları bulamıyorum. soru işaretinden ziyade, yakıştıramamak ve hayal kırıklığına uğramak.  kaba tabirleri sevmem aslında, naif ...

çok mu uzun bir ara oldu ki? merhaba..

aylar sonra merhaba sevgili bloğum... bütün yazılarımı taslağa çevirdiğimi hatırlıyorum. o nasıl bir ruh haliydi onu hatırlamak istemiyorum ama.. aylar olmuş, geçen akşam sevgili dostumla telefonda konuşurken fark ettik. aslında yazmak istiyordum bu aralar. epey oldu dedim. epeydir içimden geçenleri, hayatı yazamadım. kendimi yazamadım. ama yazdım o arada... başka hayatlara dokundum. başka hayatları yazdım. ama kendi hayatıma ne dokunabildim, ne de o kendi hayatıma dair yazabildim..  mesela ne kadar yorgun olduğumu dillendirmeye kalksam, kelimelerim kifayetsiz kalır. ve cidden bu yorgunluğumun asıl sebebi hepsinden evvel beden yorgunluğu. fark ettim ki, ben uzun çok uzun zamandır dinlenemiyorum. yurt dışına çıktığım zaman bile zamanla yarışıyorum. yarıştıkça zaman kazanmıyorum da, yitip giden ömrün sayfalarına bir şeyler karalıyorum, heybeme anılar dolduruyorum. ama dönüp o anıları yad bile edemiyorum. buna bir dur deme zamanımın geldiğinin farkındayım.  lakin, değer verdiğim ...