Ana içeriğe atla

Kayıtlar

lanet...

ben uzun zamandır yalnız bir hayat sürüyorum. öyle bir yalnızlıkta değil, dolu bir yalnızlık. eskiden ise boşluktaydım. bomboş bir hayattı benimkisi. işe gidiyordum, işten geliyordum. fazlası? fazlası nefes alıyordum işte. umudum yoktu, neşem yoktu. hatta bir vakitler, gülmekten uzak, selamsız, sabahsız, asosyal bir biçimde yaşıyordum.  en çok güvenmem gereken, beni en çok koruması gereken insan zebanimdi. bakın, bu satırları okuyacağına eminim. iyi oku. ama asla bir kelime dahi yazma.  bir insan sana emanetse ona durduk yerde ya da bir kavga esnasında bile olsa hakaret edemez, küfredemezsin. insan yerine koymayarak terbiye etmeye çalışamazsın. ki, o insan senin hayatındaki en terbiye, vefa, namus sahibi insanken bir de bunu yapıyorsanız, o insan özellikle hayatının en zor zamanlarını geçirirken bunu yapıp, sonra pişkin pişkin hayata devam ediyorsanız, kusura bakmayın. sen Akasya ve Ayşegül'e teşekkür et dedim her zaman. ve aylar sonra ilk kez ummadığım anda karşımda gördüğümd...

yazabilmek ve savaşı kaybetmek

bugün ya da yarın fark etmeksizin, bloğuma bir şeyler karalamayı düşünmüyordum. düşünmediklerimin neler olduğunu söylemeye kalksam, zaten beynimin koca bir mezarlık olduğunu anlardınız. bugün ölsem, taşınan tabutumun ağırlığı sadece bedenimin ağırlığından olmazdı. taşıdığım sırların ağırlığından da omuzlar kaldıramazdı sanırım o tabutu.  o yüzden gömmeyin, yakın beni derdim.  kaç gündür verdiğim savaşı yine kaybettim. aslında bir kayıpta değil bu. bir çabanın beyhude bir sona çıkışı. her yolumun çıkmaz sokağa çıkması dışında bir sorun yoktu. gayet sessiz konuşuyordum hayatla.. gayet sesli konuştu benimle hayat.  hayatın sizinle sesli konuştuğu zaman, gözünüzden yaşlar akıyor, ruhunuz donup kalıyor ya da ruhunuz buz misali çözünüyor.  kelimelerle aram her zaman iyi olmuştur. kimisi buna hitabet sanatı diyor, kimisi sosyallik diyor, kimisi flörtöz bir ruh diyor. halbuki; ben flörtöz birisi değilimdir. hoşlandığım insana karşı utangaç olabilirim. cilveli birisi hiç olma...

çok mu uzun bir ara oldu ki? merhaba..

aylar sonra merhaba sevgili bloğum... bütün yazılarımı taslağa çevirdiğimi hatırlıyorum. o nasıl bir ruh haliydi onu hatırlamak istemiyorum ama.. aylar olmuş, geçen akşam sevgili dostumla telefonda konuşurken fark ettik. aslında yazmak istiyordum bu aralar. epey oldu dedim. epeydir içimden geçenleri, hayatı yazamadım. kendimi yazamadım. ama yazdım o arada... başka hayatlara dokundum. başka hayatları yazdım. ama kendi hayatıma ne dokunabildim, ne de o kendi hayatıma dair yazabildim..  mesela ne kadar yorgun olduğumu dillendirmeye kalksam, kelimelerim kifayetsiz kalır. ve cidden bu yorgunluğumun asıl sebebi hepsinden evvel beden yorgunluğu. fark ettim ki, ben uzun çok uzun zamandır dinlenemiyorum. yurt dışına çıktığım zaman bile zamanla yarışıyorum. yarıştıkça zaman kazanmıyorum da, yitip giden ömrün sayfalarına bir şeyler karalıyorum, heybeme anılar dolduruyorum. ama dönüp o anıları yad bile edemiyorum. buna bir dur deme zamanımın geldiğinin farkındayım.  lakin, değer verdiğim ...