17 marttan beri yazmıyormuşum. yazmayacak kadar mı içim mutlu? yazamayacak kadar mı yoksa yoğunum? asıl önemli soru; kelimelerle aram o kadar mı açıldı? o kadar mı kendime küsüm yoksa? hepsine birçok cevabım var. ama en önemlisi kelimelerle aramı açacak kadar beynim dolu. doluluk oranını dahi anlatmak gelmiyor içimden. soruyorum kendime bazen, değişen ne hayatında? değişmeyen ne hayatında? güzel olan yanları da mevcut, kafamı karıştıran kısmını da inkar edemem. arada veya derede kalmadım. ikilemde kalmadım. bunca ay içerisinde birçok beklemediğim olayla karşılaştım. beklemediğim olaylar, yakıştıramadığım olaylar, hayal kırıklığı oluşturan olaylar... uzayıp giden ama içimdeki fırtınaları durduramayan olaylar. ben bir sorunun cevabını biliyorsam o soruyu sorarım. bilmeyi istediğim cevaplar ise benim ruhumu rahatlatması gereken cevaplardır. ve ben onları bulamıyorum. soru işaretinden ziyade, yakıştıramamak ve hayal kırıklığına uğramak. kaba tabirleri sevmem aslında, naif ...
merhaba gece... yağmurlarında ıslanamadığım her vaktin laneti üzerime siniyor sanki.. en son yazdığım tarihe bakınca, 1 hafta sonra 3 ayın dolacağını fark ettim. ve ben bu 3 aya neler neler sığdırdım. ayrılıklar, gözyaşları, vuslat, hastalıklar, umutlar, yıkılışlar, yine güçlü olmak deyimini sığdırdım. insan demek unutan demekmiş, bilir misiniz bunun anlamını? insanoğlu acılarıyla yaşamaya devam ederse, çıldıracaktır ve bir lütuftur unutuyor olması. ben bunu iliklerine dek yaşamış birisi olarak çok iyi biliyorum. hayat deneyimlerim, hayat hikayem belki de hikayelerim demek daha doğru olur. öyle acılar yaşadım ki, hangi birisinden çıldırmadan iyileşeceğimi düşündüm. anne baba kaybı.. çok derin yaraladı ama çıldırmama neden olacak acılar olmadı. sevdiğim insanları kaybettim. hem mecazen, hem gerçekten, hem de vefat nedeniyle. çıldıracaktım demedim. ama ürpertti her defasında. yaz sıcağında bile zemheriye kesildi ruhum. ve cehennem; sadece dini bir anlatıdan ibaret ...